2 Kasım 2011 Çarşamba

HAYAT ÇOK KISA

Çok uzak diyarlardan geldim ben. Neden geldim niçin geldim.Ne getirdi beni buralara bilmiyorum. Sadece yaşadığımı hissediyorum. Yaşamayı seviyorum.

Yoldaki insanlara bakıyorum. Hepsinde ayrı bir yılgınlık, bıkmışlık var. Bir anne görüyorum gözleri kederli . Belki çocuklarını düşünüyor. Geleceklerinin kendisininki gibi olmasın, daha rahat bir yaşamları olsun istiyor.
Bir baba görüyorum dalmış gitmiş uzaklara.. Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Oğluna söz verdiği bilgisayarı bu ayda alamayacak. Kış da geliyor, elektrik, su, doğalgaz faturası .. Kafasında binbir dert..Gözleri endişeli yüzü yorgun..

Bir lise öğrencisi güzelce bir kız .Beklerken büfedeki dergilere göz gezdiriyor. Ne şanslı diye geçiriyor içinden kapaktaki fotoğrafa bakarken. Bende bir gün diyor, böyle olacağım.Lüks bir yaşamım olacak arabalar, evler, marka kıyafetler.. Annem gibi olmayacağım diye düşünüyor. O başaramamış ben başaracağım. Ama gözlerindeki umutsuzluğu görebiliyorum. O gençlik enerjisinden eser yok. Okuldan sonra akşam kursuna gidiyor. Daha çok çalışmalı ve üniversiteyi kazanmalı doktor olmak istiyor. O zaman kurtulabilir ancak bu hayattan.. En güzel yıllarını yaşayamadan heba edecek.

Genç bir delikanlı asgari ücretli bir işte çalışıyor. O hayallerine çoktan veda etmiş. Gelecekten bir beklentisi yok. Gününü geçirme derdinde.. Bu maaşla hiçbir kızda bakmıyor ona. Mutlu bir yuva kurma hayali yok.Çocuk hayali yok. Bir ay boyunca günde 12 saat çalışıyor ancak kazancı kendine bile yetmiyor. Çoktan vazgeçmiş hayallerinden. Hayal kurmak bile fazla lüks geliyor. Buna gücü yok yorgun daha hayatın baharında..

Bir çocuk görüyorum cıvıl cıvıl.. annesinin elinden tutmuş .. annesi yuvadan almış onu belli.. Konuşuyor hiç durmadan .. Gözleri pırıl pırıl annesine bakarken, özlemiş bütün gün , kavuşmanın sevincini görebiliyorum güzel mavi gözlerinde. .. Ama annesinin bunu görecek hali yok ki , koşturuyor minibüse yetişebilmek için, eve gitme telaşında .İşte zaten yorulmuş yemek faslını bitirip bir an önce kendini yatağa atma derdinde.

Böyle bir yerde nasıl mutluluk, sevgi, huzur olur ki.. insanların kendine bile ayıracak zamanı yok. Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum. Farkındalık yok. Robotlaşmış bir dünyada iletişim yok ,paylaşım yok. Paylaşarak büyür sevgiler..Aşklar yaşanır sevgi dolu kalplerde.. Sevgi varsa kalbinde mutlusundur. Ozaman özlemek bile heyacan verir yüreklere.. Sevgiliye kavuşacağın günün heyecanı sarar tüm ruhunu. Sevgi yoksa bahçende, paylaşacak dostun yoksa yanında, yaşamak böyle birşey olur işte. Ne yaşadığını söyleyebilirsin , nede yaşadığını farkedebilirsin. Bir kısır döngüde yaşamını geçirirsin. Sonra şöyle dönüp bakınca geriye ne çok yaşamışım ama aslında hiçbirşey yaşamamışım dersin. Ömür denen şey ne kadarda kısa.. sonra keşkeler başlar.. keşke diyeceksin keşke şimdi 15 yaşında olsaydım.. Keşke şimdi 20 yaşında olsaydım.. Yada keşke 30yaşında, keşke kırk yaşında ...Ama maalesef hayat denen şey bir makara iplik. Uzunluğu belli. Doğduğumuz an sarmaya başlıyor. Hep ileriye doğru sarıyor, geriye dönüş yok..

Uyanın artık ey insanlar... Bu dünyada yaşamınız ortalama 60 yıl ... Bunun yaklaşık 25 yılı okumakla geçiyor. Geriye kalan 35 yılın 15 yılını uyku, yemek içmek ve zorunlu ihtiyaçlar için harcasak geriye kalıyor 20 yıl.. bunuda işten eve, evden işe gitmek için harcıyoruz. Ne için daha rahat bir yaşam için yapıyoruz. Sonrada göçüp gidiyoruz bu diyardan..Sahip olmak için Yıllarımızı harcadığımız evimizi, arabamızı, güzel giysilerimizi, kariyerimizi maddi olan herşeyi bırakıp gidiyoruz. Sadece biriktirdiğimiz anılarımız , dostlarımızla yaşadığımız paylaşımlarımız, ruhumuzu yücelten sevgimiz var yanımızda.

Bu yüzden uyan artık gaflet uykusundan.Yaşa yaşayabildiğin kadar, sev sevebildiğin kadar, aşık ol, dünyayımı dolaşmak istiyorsun dolaş, hayalinde yapmayı istediğin her ne varsa hemen şimdi yap. Yarın yok. Sadece bugün var ,şimdi şu an var sadece .. Hesabı yaptık. Hayat düşündüğümüzden çok daha kısa.....

--BENCE--

DİNLEMEYİ BİLMEK ÜZERİNE

Herkes konuşuyor. Herkesin söyleyecek bir sözü var. Konuşmayı ne çok seven bir milletiz. Okumuyoruz, araştırmıyoruz.Sadece sağdan soldan yarım yamalak duyduğumuz şeyleri ,doğrumu yanlışmı bilmeden sadece konuşuyoruz. Bugünlere böyle geldik işte. Kimse dinlemiyor. Dinlemeyi öğrenemedik çünkü biz.

Dinleyen birini gördünüzmü hiç ama gerçekten dinleyen birini ,varsada bir elin parmakları kadar sayısı. Aslında dinliyor gibi yapıyoruz. İlk bir iki cümleyi gerçekten dinliyoruz sonra bir an önce sussada ben konuşabilsem telaşına giriyoruz. Dinlememizin sebebide bu.. sırf bizi dinleyecek birini bulmuşken kaçırmamak için, başlangıçta dinliyor gibi yapıyoruz. Olmaz böyle olmaz. konuştuğum zaman karşımdakine birşeyler verebilmeliyim. Söylenecek söylemeye değer sözüm varsa konuşmalıyım. Dinlemeliyim. Karşımsakini anlamak için, ne bildiğini bilmeliyim. Bildiğini öğrenmeliyim. Sonra öğrendiğim şeyi araştırmalıyım, enine boyuna.Tartışmalıyım diğer fikri olan insanlarla sonra bir yargıya varmalıyım ve doğru bildiğimden emin olmalıyım. Sonunda paylaşamalıyım çevremdekilerle onlarda bilgi sahibi olabilsinler diye. Sonra dalga dalga yayılmalı bilgi. Budur anlamı olan .

Bu yüzden konuşmadan önce düşünmeliyiz konuşmaya değer mi diye. Dinlemeyide öğrenmeliyiz. Karşımızın gözünün içne bakarak dinlemeyi.. Dudaktan çıkan söze değil kalpten geleni duymalıyız. Samimi olarak dinlersek eğer birisini , kalplerimiz bağlanırsa birbirimize işte o zaman bizi de gerçekten dinleyecek birisini bulduk demektir.
--BENCE--

8 Şubat 2007 Perşembe

YAŞAMA DAİR

yaşama dair



Nasıl yaşanır bu hayatta öğrenemedim.
Yaşamım boyunca hep iyilik, dürüstlük, sevgi, onur gibi vasıflar hep değerli oldu.. bunları kural edindim. Ama bilemezdim ki artık bunların sadece benim için önemli olduğunu.. İyilik yapanı enayi yaptı bu dünya, dürüstlük aptallık oldu, sevgi denince akla aşk, aile, vatan gelirdi. Şimdi sevgi=para oldu. Onur kelimesi neredeyse sözlüklerden kalkmak üzere..
Dünyanın sonu geliyor diye herkes panik.. hangi dünyanın sonu.. insanlığımızı unuttuğumuzda dünyanın sonu geldi zaten. Kirlilik her yerde nasıl temizlenir bilmiyorum. Herkes birbirine düşman, herkes birbirinden korkar oldu.. İnsan konuşamazsa, dost bulamazsa, kendine ait bir düşüncesi bile olmazsa nasıl yaşar bu hayatta..
Gözlerimi kapatıyorum.. Bambaşka bir dünya düşlüyorum.. Olmuyor.....

Varmı orada bir yerlerde mavilik..